İHSANİDER

Ana Sayfa | ..... | Derneğimiz | İletişim Formu | İnsan Kaynakları | Kurucu Üyeler | Yönetim Kurulu | Tüzük | Anketler | Sitene Ekle | RSS

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Molla Kasım

derviş yunus bu sözü
eğri büğrü söyleme
seni sığaya çeker
bir molla kasım gelir

Kategori  Kategori : Eğitim
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 597720
Tarih  Tarih : 15 Ocak 2012 23:36

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto

Çekik göz denilen Moğol istilası Anadolu’yu şiddetle yağmalarken, Sultanlar onlarla dalaşmaktan korktukları için halkı ezdikçe ezer. Güven ve asayiş olmayınca ne ticaret, ne ziraat yürür. Bu da fakirliği katlayarak arttırır. Böyle bir zamanda yaşar Molla Kasım. Talebelik yıllarından kalma lakabıdır Molla. Hayatı boyunca çok şeye sahip olmayı değil, az şeye ihtiyaç duymayı istemiş. ‘’Zenginliğim ilim yolunda olsun’’ diyerek ilmin peşine düşmüştür.

On yıl Şam, üç yıl İsfahan ve altı yıl Konya medreselerinde okur. Fıkıh ve Hadis ilmiyle meşgul olur. Şiirle ilgilenir, kendince şiirler söyler. Ebu Said Bahadır Han’ın, İlhanlı Devleti tahtına oturduğu yıllarda, Konya’da Müderris Fazlullah Efendi diye birisinin ‘’ilm-i Fıkıh’’ adı altında Kitaba aykırı şeyler anlattığını duyar. Ona haddini bildirmek üzere Söğütten yola çıkar, Konya istikametinde. Sakarya suyu kenarında bir çeşme başında oyalanır. Hemen yan tarafta üstü açık bir türbe ile birkaç kabir vardır ‘’Turakçın Baba ile erenlerden birkaç yoldaşı yatar’’ yazılıdır. Kim ola ki diyerek bir Fatiha okur. Mekânın ruhaniyetinden etkilenir.  ‘’ Hani insanı kuşatıp sarıveren bir ruhaniyet,’’ Biraz rahatlamaya, ferahlamaya ihtiyacı olduğunu düşünür. Son bahar rüzgârları esiyordur. Siperli bir yer bulur ve eşyasını yerleştirir ve oltayı suya salar. Birkaç çalı çırpı yakar. Bir yandan ısınıp, bir yandan tutacağı balıkları pişirecektir.

Akşam yolda yarı çıplak, sacı sakalına karışmış meczup bir dervişin, yağmurun altında eline bir tomar kâğıt tutuşturduğunu hatırlar.  Meczup; ‘bunu sana gönderdi gönderen, oku bakalım’’ diyerek kaçıp gitmiştir.

Yağmur çok şiddetli olmasına rağmen dervişin açık elindeki tomara bir damla bile su düşmemesine hayret etmiş. Tabii hızla alıp tomarı torbaya atar. Bırakınız içinde ne var diye bakmayı, o anda başlığını bile okumağa fırsatı yoktur. Şimdi aklına gelince pek sevinir. Oltaya balık vurasıya kadar beni eğler diye düşünür.

Üst üste konulup katlanmış el ayası büyüklüğünde kâğıtlarla toparlanmış tomarı torbadan çıkarır. Her kâğıt parçasının iki yüzünde birer şiir yer almaktadır. Tomarın tamamının şiir olduğunu görünce neşesi artar. Gönderen her kim ise benim neleri okumaktan hoşlandığımı biliyor olmalı diye düşünür.

Irmak kıyısında, esintili bir sonbahar günü şiir okumak romantik olacaktır. Ateşin üzerine birkaç daha odun atıp oturduğu yumuşak çimenlere yerleşir. Baş sayfada ‘’Haza Divan-ı Derviş Yunus ‘’yazılıdır. Bu derviş Yunus kimdir!  Mısralara bakar, usta bir şair tarafından tertiplenmiş olduğunu görür. Hem yazı güzeldir, hem şiirler parmak hesabıyla pek okkalı durmaktadır. Başlar okumağa.

‘’sensiz yola girer isem/ çarem yok adım atmağa/gövdemde kuvvetim sensin/ başım götürüp gitmeğe’’ güzel bir şiirdir. ‘’Allah’ın Birliği üzerine sağlam bir iman eseri olduğu belli’’ der. Şairine aferin okuyup geçer.

İkinci şiire ama hayret! Sufilerin hezeyanlarına benziyordur. ‘’İnsanları Kurandan uzaklaştırıp başka yollar aramağa itecek bu tür safsatalara tahammül edemem’’ der. Öfkelenir. Kâğıdı tomardan çıkarıp, avucunda buruşturup ırmağa atar.

 Üçüncü şiir gözüne daha da kötü görür. Şairine, kâtibine hatta kâğıdını hazırlayana lanetler okuyarak ‘’cehennem ateşinde yanasıcılar’’ bedduasıyla onu da alevi kabaran ateşe atar. Üçüncü şiiri aşktan bahsediyordur. ‘’Aşk davasını kılan kişi/ hiç anmaya hırs u heva/ aşk evine girenlere / ayrık ne meyl ü ne vefa’’ tam onu da yırtıp suya atacaktır ki ‘’aşk’’ kelimesiyle ‘’din’’ kelimesin değiştirmek gelir aklına. Bakar bu şekliye şair doğruyu söylemiştir. ‘’Ne hikmetse dinin adını aşk koymuş’’ der. Onu tutar.

Sonraki şiiri beğenmez, suya, bir sonrakini ateşe. Böyle böyle sayısız şiirler okur. Kimi tutmuş kimi atmıştır. Bu arada oltaya kaç balık takılıp kurtulur, ateşe kaç odun daha vermiştir hatırlamaz. Kuşluk vaktinde oturmuş, ikindi olmak üzeredir. Kalkıp aceleyle öğle namazını kılar. Bütün namaz boyunca zihninde, Yunus’un şiirleri dolanıp durmuştur. ‘’Herhalde bu onun gerçek adıydı. Çünkü mahlasa benzemiyordu. Yine de onun hesabına üzüldüm. Zavallı, dünyada eser bıraktığını zannediyordu ama hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan, sonunda hiç yaşamamış gibi ölen adamlardan bir farkı yoktu.’’

Namazdan sonra oltayı yoklar. İrice bir balık vardır ucunda kim bilir ne zaman takılmış ve çırpına çırpına ölmüştür. Şiirlerle oynaşırken hayli zaman geçmiş, iyice acıkmıştır. Balığı temizleyip bir söğüt dalına geçirerek ateşe koyar. Ama Aklı hala şiirlerdedir. Balık pişe dursun, tomarı eline tekrar aldır, ilk şiiri başlar okumağa. Fakat oda ne neler söylüyordur bu adam? Allah’ım!  ‘’ben dervişim diyene/ bir ün edesim gelir/ tanıyuban şimdiden/ varıp yetesim gelir/ sırat kıldan incedir/kılıçtan keskindir/varıp onun üstüne/evler yapasım gelir/ bu kadarına Molla Kasım vurulmuşken son beyt kanını dondurmuştur. ‘’derviş yunus bu sözü/ eğri büğrü söyleme/ seni sığaya çeker/bir molla kasım gelir’’

Tomarı elinden atıp secdeye kapanır. Bu adam kendi adını nerden bilmiştir? Gönderen, bir tomar şiir değil, bir dehşet göndermiştir. Tövbe eder ve ağlar.

İki sebeptir onu ağlatan; ilki o güne dek tarikat ehline hor bakmıştır; ikincisi de o şiirleri ateşe ve ırmağa atmış olmasıdır.

Birincisinden geri dönebileceğine sevinir ama ikincisi iki bin kadar şiiri yok etmiştir. Bu Derviş Yunus kimse şiddetli bir şamar vurmuştur. Kederlenir. Gün inmeğe yakın ağlamaktan yorulmuş, halsiz düşmüş, kendini ırmağa atmış şiirlerin peşinde akarken bulur.

Bundan sonrasını Molla Kasımın kendi lisanı ile okuyalım; ‘’ Irmağın akışında ömrün akıp gittiğini gördüm. O sırada uyudum damı uyandım, yoksa hayali gerçek mi sandım, uyku ile uyanıklık arasında bir nida işittim. Üzülme molla! Allah, Onun şiirlerinden bini yerde mahlûk içindir. Bini suda balıklar. Binini de gökte melekler okusun istedi.’’

‘’İki saat kadar ne yaptığımı bilmeden yerde uğunduğumu hatırlıyorum. Kendime geldiğimde aynen Derviş Yunus’un dediği gibi, gün gitmiş kervan göçmüş, bense dağlar başında yalnız kalmıştım. ‘’

‘’Ertesi günden tezi yok Yunus’u aramaya koyuldum. Yunus’u bulduğumda ilk defa kederlerim sükûn buldu, kendimle ve yaşadığım hayatla ilgili bütün düğümler orda çözüldü.’’

‘’Her bilenden ziyade bilen bulunur. Bunu tecrübeyle öğrendim. Her şeyi bildiğimi zannettiğim zamanlar da artık geride kaldı. Ne var ki zaman beni, ‘çokbilmiş ukala’ olarak kaydetti. Oysa size anlattığım o günün hikâyesinden sonra hayata ve eşyaya bakışım değişti. O günden sonra bildiğimi unuttum, unutarak yeniden bildim. Bilgi ile hikmetin, malumat ile irfanın ayrımına vardım ve geri kalan hayatımı asla bilgiçlik taslayarak yaşamadım.’’.

Ölümlü dünyada;

Temennim Yunus sevgisi, Hacı Bektaş öğretisi, Mevlana hoşgörüsü tüm insanlığı kuşatsın.

Selam ve dua ile

İskender Pala’nın Bir Yunus Romanı ‘’OD’’ adlı eserinden aldığım kıssa için İskender Pala’ya teşekkürü bir borç bilirim.

D.Bilal AKKUŞ
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

SON DAKİKA HABERLERİ


RSS Kaynağı | Yazar Girişi

© İMAM-HATİP LİSESİ MEZUNLARI KÜLTÜR DAYANIŞMA VE İNSANİ DEĞERLERİ YÜCELTME DERNEĞİ
 Telefon ve Fax:
                   

 e-mail :  iletisim@ihsanider.org.tr    /  www.ihsanider.org.tr@hotmail.com
Köşe Yazarı Yönetici Girişi     /   Köşe Yazarı Girişi

Adres:Ulu Cami Mah. Kızılay Cad. Taş Apt. No:163 K:1 D:1 Seyhan/ADANA
E-Postamız


Tasarım: ihsanider

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi