İHSANİDER

Ana Sayfa | ..... | Derneğimiz | İletişim Formu | İnsan Kaynakları | Kurucu Üyeler | Yönetim Kurulu | Tüzük | Anketler | Sitene Ekle | RSS

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Durun Kalabalıklar, Bu Cadde Çıkmaz Sokak..

Ümidini yüreğiyle besleyen yolcu!
Ne mutlu sana,

Kategori  Kategori : Eğitim
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 171020
Tarih  Tarih : 30 Nisan 2012 20:31

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto

DURUN KALABALIKLAR, BU CADDE ÇIKMAZ SOKAK…

Değişim kafalarda başlar, sonra kalpte devam eder. Kafalar değişmeden kalpler değişmez. Ve bir topluluk kendi nefsinde olanı değiştirmedikçe, Allah o topluluğu değiştirmez. Ve aynı şekilde bir fert, kendi nefsinde olanı değiştirmedikçe, Allah o ferdi değiştirmez.

 

İnsanoğlu fıtratı gereği her zaman değişim içindedir. Bu değişim bazen olumlu, bazen de olumsuz yönde olur. Günümüzde genelde olumsuz yönde olmaktadır. İnsanoğlu her geçen gün, kendine biraz daha yabancılaşıp, değerlerini kaybetme yolunda hızla ilerliyor. Tabi bu süreçten en fazla gençler etkileniyor. Toplumun ve medyanın onlara örnek model olarak sunduğu yaşam tarzı, gençleri içten içe bir bunalıma itiyor. Özellikle üniversite gençliği, son yıllarda bilinçli bir asimile süreciyle, öz benliğinden ve en önemlisi yaratılış gayesinden süratle uzaklaştırılıp, popüler kültüre bir kurban olarak sunulmaya çalışılıyor.

 

Hiçbir ideali olmayan, okumayan, araştırmayan, hep başkasını taklit eden, kendi değer yargıları olmayan, başkasını bırak kendisine bile saygısı olmayan bir gençlik doğuyor, büyüyor.

Karizmayı, aşkı, eğlenceyi yaşam tarzı olarak benimseyen, büro tutkunu, star düşkünü, medya maymunlarının arkasında koşan, kendi atasını ve kültürünü tanımayan bir gençlik…

 

Ve gençlik idealler uğruna kirletilen parkaları bir daha çıkartmamak üzere asıp, en nadir pembe gömlekleri giyerek, kampusun sahte, göz boyayan dünyasına kendisini bırakmış durumda.

 

Artık orada kendilerine umut bağlanan, gözlerine bakılınca heyecanlanılan, içinde küçük bir kıvılcımla volkanlar patlayan bir gençlik yerine; suskun, ideali olmayan, hakkını aramayan, hep alıntı yapıp bir şeyler üretemeyen, senaryosu he başkaları tarafından yazılan, global dramlarda figüran rolü üstlenen bir gençlik ortaya çıkartılıyor.

 

Soruyorum şimdi!

 

Böyle bir gençlik ne yapabilir? Kime ne yarar sağlayabilir? Okuluna mı, ailesine mi, devletine mi, milletine mi, kendisine mi? Hangisine, ne fayda sağlayabilir? Bu gençliğin kendisine faydası kalmamış ki başkasına faydası olsun. Hepsini kastetmiyorum elbette. Sorumluluğunun bilincinde, görevlerinin ve toplumun kendisine yüklediği mesuliyetin farkında olan gençlik, elbette istisna tutulmalı ve öyle de görüyoruz onları. Kendisi, ailesi, yakınları, toplumu ve devleti için uğraş veren, çırpınan ve kafa yoran gençliğin başımızın üstünde yeri var. Ama bunların farkında olmayan gençlik… Sorumluluğunu unutmuş ve kendisini de heder etmiş olan nesil…

 

Peki, neden böyle oldu? Biz ümmeti için, sabahlara kadar gözyaşı döken bir peygamberin tebaasından değil miyiz? Döktüğü gözyaşının, cehennem ateşini söndürecek olan genci müjdeleyen bir medeniyetin evlatları değil miyiz? “Gençliğini Allah için harcayan kişiye, cehennem ateşi haram olur” diyen, bir saadet hazinesinin varisleri değil miyiz? Üç kıtada, altı asır at koşturan, tek sözüyle cihanı titreten, dünyaya ilim, irfan ve ahlak timsali olan Yavuzların, Fatihlerin, Kanunilerin torunu değil miydik? O zamanın gençleri daha 21 yaşlarında İstanbul’u fethediyorlardı, yeni yerler keşfediyorlardı. Şimdinin gençleri ise, daha kendi kalplerini keşfedememiş, kendi evlerini bile keşfedememişler. Öyle basit ve sıradan şeylerle meşgul oluyorlar ki; hiçbir hakikati göremeden, o en kıymetli sermayelerini tüketiyorlar ve cömertçe harcıyorlar.

 

 

Niye? Aradaki fark ne?

 

İbn Arabî’ye nispet edilen, şu sözde söylendiği gibi” Rabbini bilen kendini bilir, kendini bilen de rabbini bilir.” Onlar bunun farkındaydı. Onlar, yaratılış amaçlarını unutmadan, halife olduklarını unutmadan, sorumluluk bilinciyle, ihlâsla ve samimiyetle kulluk görevlerini yerine getiriyorlardı. O zamanın gençliğinin kalbi imanla doluydu, irfanla doluydu, ilim ve bilim öğrenme aşkıyla doluydu. Onlar Allah’ı biliyorlardı, onu tanıyorlardı. Allah da onları bazı nimetlerle şereflendiriyordu. Günümüz gençliği ise, zevk ve sefaya dalmış, karanlığa doğru, dehlize doğru gidiyor. Sanki gözlerine perde çekilmiş, kulakları duymaz olmuş.

 

Ama artık yeter! Ülkemizin dört bir yandan kıskaca alındığı, ekonomik krizler ve savaş tehditleriyle boğuştuğu bu süreçte, bu ülke gençliğine Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi DURUN KALABALIKLAR, BU CADDE ÇIKMAZ SOKAK,  diyoruz.

 

Çünkü bizler nasıl bir medeniyetin çocukları olduğumu unutmadık, unutmayacağız, unutmamalıyız. Yüreğimizin kenarında ceylanlar gezinir ve gözlerimizin derinliğinde saklıdır dünyanın sırrı. Suyu aziz bildik, toprağı ve havayı… Doğudan gelen esenliktir kavganın ve kargaşanın düğümünü çözecek olan. Kendi özüne dönerek, tekrardan kendi medeniyetinin izlerini taşımaktan gurur duyarak, ayağa kalkacağız. Yüz üstü çok süründük ama kalkmanın ve dirilmenin zamanıdır artık. Bizler vitrinlere oynamıyoruz. Ve biz gençler olarak üzerimize düşen tarihi görevi yapıp, bilinmez bir meçhule doğru giden bu gençliğe sesleniyoruz:

 

DURUN KALABALIKLAR, BU CADDE ÇIKMAZ SOKAK…

 

Ümidini yüreğiyle besleyen yolcu!

Ne mutlu sana,

Avuçların kum taneleri kadar küçük,

Gökyüzü düşüncen kadar geniş…

Sabret!

Gelecek senin…

 

İbrahim SAY / Araştırmacı/İlahiyatçı/Yazar

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

SON DAKİKA HABERLERİ


RSS Kaynağı | Yazar Girişi

© İMAM-HATİP LİSESİ MEZUNLARI KÜLTÜR DAYANIŞMA VE İNSANİ DEĞERLERİ YÜCELTME DERNEĞİ
 Telefon ve Fax:
                   

 e-mail :  iletisim@ihsanider.org.tr    /  www.ihsanider.org.tr@hotmail.com
Köşe Yazarı Yönetici Girişi     /   Köşe Yazarı Girişi

Adres:Ulu Cami Mah. Kızılay Cad. Taş Apt. No:163 K:1 D:1 Seyhan/ADANA
E-Postamız


Tasarım: ihsanider

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi