İHSANİDER

Ana Sayfa | ..... | Derneğimiz | İletişim Formu | İnsan Kaynakları | Kurucu Üyeler | Yönetim Kurulu | Tüzük | Anketler | Sitene Ekle | RSS

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ÜMMETİN EFENDİSİ

Gelmedi onun gibisi. Gelmedi Ahmet gibi, gelmedi Muhammet gibi biri. O kim mi?

Kategori  Kategori : Güncel
Yorumlar  Yorum Sayısı : 2
Okunma  Okunma : 241145
Tarih  Tarih : 10 Mayıs 2012 22:10

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto

Karanlıktı her şey. Zaman karanlık, mekân karanlık, kalpler karanlık, akıl karanlık… Her şey karanlık… Geceydi, zifiri, sessiz ve siyah bulutlar… Ve beklenen oldu. Güneş doğdu  karanlık gecenin ardından. Müjdelenen Ahmet geliyor. Zulümatın battığı, nurun her tarafı aydınlattığı zaman geliyor. Âlemlere rahmet geliyor. O geliyor. Muhammet (s.a.v.) geliyor.

 

Gelmedi onun gibisi. Gelmedi Ahmet gibi, gelmedi Muhammet gibi biri. O kim mi?

Yetimlerin şahı, öksüzlerin padişahı o…Edep ve hayânın sultanı o. Gönül diyarında sevdalıların en nadide gülüdür o.

 

O ki; emanet ettiklerinde en güvenilir rehber,

O ki; uyarıcı olduğu gibi yeri geldiğinde de korkutan yüce nebi,

O ki Mekke’deki hasret, Medine’deki vuslat…

 

El emin olduğu kadar el emirdir o. Düşmanları bile ona verirdi emanetlerini. Kavgayı sevmezdi, barışın ve merhametin timsaliydi. Fakat gerektiğinde direniş ve mücadelede en öndeydi. Vakurdu. Birine bakarken tüm vücuduyla dönen bir zarafet abidesiydi. Şaka yaparken bile yalan söylemez ve illaki o anda bile bir şeyler öğretirdi. Mahzundu, rabbine kul olmaya çalışan salih bir eş idi. Aişe anamız; sakalları ıslanana kadar secde ettikten sonra şunu diyordu: Yeter ey Allahın resulü, neden bu kadar kendini zorluyorsun. Gelmiş ve geçmiş günahların af edilmesine rağmen, dediğinde; şükreden bir kul da mı olmayayım diyen sadık bir kul idi.

 

Güzel ahlakın yaşayan en yüce şahsiyeti, yürüyen kuranın ta kendisi, öncülerin öncüsü olan muhlislerin de öncüsü, şehitlerin efendisi ve peygamberlerin imamıydı o.

Hatice’nin, Aişenin sadık eşi;  İbrahim’in, fatıma’nın ve Zeynep’in şefkatli babası, Ali’nin ilk öğretmeni, zeyd’in babalığı, Ebu Bekir’in sıddık dostu, Ebu Zer’in garip sevgilisi, Bilal’ın gözlerinin ışıltısı ve dizlerinin bağı, hasan ile hüseyin’in zahit dedesi ve ümmetinin kurtarıcısı o.

 

O muhacirlerin hamisi, ensar’ın gözbebeği, Ebu Eyyub el ensari’nin en şerefli misafiri, ashabı suffenin muallimi, ömerin adalet terazisinin dengesi, zunnureynin hayâsının vakarı, Ali’nin ilminin ve heybetinin çağlayan pınarı…

 

O Ahmet ki; Ebu leheb’in elini kurutan aziz ve intikam sahibi olan Allahın biricik peygamberi. Kâfirlerin ve zalimlerin karşısında duran adalet kılıcı… Müslüman ile münafığı ayıran Furkan’ın vahiy muhatabı… Abdullah bin übey bin selül’ün saltanatını başına geçiren yüce hükümdar, münafıkların kalplerinin ritmini bozan o korku ve endişenin tek müsebbibi…

 

O, Mekke’nin hasreti ve mahzun bekleyişi, Taif’te kendisine atılan taşların gözyaşı, Rıdvandaki ağacın sevinci, Sevr mağarasındaki ev sahibinin bir tanesi, Ranuna vadisinin imamı, Medine’nin gülü ve Yesrib’e gecenin karanlığında doğan ay…

 

O bedir’in aslanı, uhud’un yetmiş şehide döktüğü gözyaşı, Hendekte açlıktan karnına üçtaş bağlayan mücahit, Tebuk’tan dönüşte büyük cihada karşı zafer kazanan yolcu, Huneyn’in çil yavrusu gibi dağılan ashabını toparlayan yiğit adam…

 

Ve o gitti. Bir gidişle gitti. Hüzün doldu kalplere. Gözyaşına boğuldu ashabı kiram. Öksüz kaldı ümmet. Fatıma’nın yandı ciğeri. Hasan ile Hüseyin garip kaldı. Ebu Bekir’in sadık dostu yok artık. Ömer kaybetti benliğini, aldı kılıcı eline. O öldü diyeni öldürecek nerdeyse. Sadık dost zor ikna etti onu. Ebu zer sevgilisi gidince çöllere vurdu kendini… Bir daha vahiy gelmeyecek o gittiği için diye ağladı yaşlı bir saliha kadın. Kim müjde verecek artık ümmete. Bilal’ın dizlerinin bağı çözüldü, Muhammet Allahın resulüdür diyemeden çöktü yere, geçti kendinden… Mescidi nebevi mahzun, içten içe gözyaşı döküyor temellerine. Medine’de rüzgâr esmez oldu hurma dallarına. Sen gidince dünya dönmeyi bıraktı ey sevgili! Seni gören gözler kahroldu. Sensizliğe alışamadı asırlardır bu ümmetin.

 

Ya biz? Biz ne yapalım ey resul! Biz seni göremedik. Gözyaşları tükendi, hasret gecelerinde ağlamaktan. Seni bir kez Abdullah bin ümmi mektum gözüyle görebilseydik ne olurdu. Mekke’de seni bekleyen bir kum tanesi olsaydık keşke. Ne olur o rahmet deryası gözlerinle bakıver ey nebi! Kalbim erisin. Bir selamını duysun da sonra sağırların sağırı olsun bu garip kul. Bir gülüşüne yansın çürüsün bu ceset.

Kurudu gözpınarları, sessiz, zifiri çöllerde ağlamaktan... Sen, yalnızlığımda da çokluğumda da en yakınımda hissettiğim, hayat veren nefes gibisin.

Yüreğime düşen gözyaşlarımın sebebisin...

Muhabbetine bin can feda olsun.

Binlerce salât ve selam sana olsun.

 

Ey Allahın Resulü! Yüreğimin en derin ve safi köşesinden gelen bir seda ile sesleniyorum sana!

 

Es salatu vesselamu aleyke ya rasulallah

Es salatu ve sselamu aleyke ya habiballah.

Es selatu ve selamu aleyke ya nebi Allah.

İbrahim SAY / Araştırmacı/İlahiyatçı/Yazar

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu habere toplam 2 yorum yazılmıştır.

ibrahim say [ 14 Mayıs 2012 00:01 ]

hikmet abi teşekkkür ederim.çok sağolasın. saygılarımla...

Hikmet caner [ 12 Mayıs 2012 00:28 ]

Yazınınzı çok beğendim devamını bekliyoruz severek okuyorum.Teşekkürler...

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

SON DAKİKA HABERLERİ


RSS Kaynağı | Yazar Girişi

© İMAM-HATİP LİSESİ MEZUNLARI KÜLTÜR DAYANIŞMA VE İNSANİ DEĞERLERİ YÜCELTME DERNEĞİ
 Telefon ve Fax:
                   

 e-mail :  iletisim@ihsanider.org.tr    /  www.ihsanider.org.tr@hotmail.com
Köşe Yazarı Yönetici Girişi     /   Köşe Yazarı Girişi

Adres:Ulu Cami Mah. Kızılay Cad. Taş Apt. No:163 K:1 D:1 Seyhan/ADANA
E-Postamız


Tasarım: ihsanider

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi