İHSANİDER

Ana Sayfa | ..... | Derneğimiz | İletişim Formu | İnsan Kaynakları | Kurucu Üyeler | Yönetim Kurulu | Tüzük | Anketler | Sitene Ekle | RSS

HABER ARA


Gelişmiş Arama

SUSUZ ŞEHADET

Kerbela... Ah Kerbela... Zaman durdu, dünya dönmez oldu o adım atarken...

Kategori  Kategori : Güncel
Yorumlar  Yorum Sayısı : 2
Okunma  Okunma : 188530
Tarih  Tarih : 04 Aralık 2012 18:46

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto

Unutmak mı? Unutamamak mı? Yoksa zaten unutmayı istememek mi? Yanmak… Ciğerleri parçalanmak… Dağlanmak yüreği, en acımasızca ve pervasızca… Haykırmak ve susmamak… Susarak haykırmak belki de… Ama kulaklar sağır olurcasına bir çığlık… Uzaklardan… Iraklardan… Asırlarca uzaklardan… Kuru bir ses… Mahzun bir bakışın tebessümü… Bir bebeğin masumane dudak büküşü… Bir ümmetin inleyişi… Bir Zeynep’in haykırışı… Bir peygamberin dinmeyen yürek acısı… Bir şehrin utancından başını kaldıramaması… Bir yudum suya muhtaç can parçası… Sonuç mu? SUSUZ ŞEHADET

 

Bazen gitmek gerek… Arkadan birilerinin gelebilmesi için gitmek gerek, belki de arkasına bakmadan, bakamadan… Hak için, hakikat için, can için gitmek… Tek değil belki çoklarla gitmek gerek… Gidebilmek için çokların yüreğine sahip olarak gitmek… O gitti bu şekilde… Bir kere gitti ama ardından binler, milyonlar da gitti… Gelemediler oralardan… Iraklardan… Kerbela’da kaldılar, sesleri oralardan tüm dünyaya yankılandı… Zalime karşı durmak için kalmak gerekti. Hakkın hak sahibine verilmesi için ve belki öleceğini bile bile durmadan, yorulmadan uçarcasına yürümek gerekirdi… Gitme demediler mi o can paresine, dur diyemediler mi o resulün göz bebeğine? Durdu karşısına Abdullah bin Muti, gitme Hüseynim, Medine halkı ayakta, dur hüseynim, kurbanın olayım! Güvenme Kufe halkına, Osman gibi seni de yalnız bırakırlar… Feryat etti yürekler, çöktü önünde dizler, o gitmesin diye… Baktı bal rengi gözleriyle ciğer parçası ve “Ben bugün gitmezsem, zulme dur demezsem, kıyamete kadar belki kimse zulme dur demeyecek” dedi ve yürüdü ümmetin efendisinin torunu… Yürüdüler, göz göre göre susamaya yürüdüler…

 

Kerbela… Ah Kerbela… Zaman durdu, dünya dönmez oldu o adım atarken… Zeynep’ler, Ali’ler, Hasan’lar, Müslim bin akil ve diğerleri… Usulce adımlarını izlediler, kartal bakışlı mübareğin ardından… Dönüp bakmadılar, bakamadılar geride kalanlara… Sustular, her şey sustu, hayat durdu, çöl estirmedi rüzgârını, güneş topladı kendini, yakmamak için nebinin ev halkını… Yol uzun, yol meşakkatli, yol cefalı, sonu daha cefalı… Al kanlarla boyalı bu yol… Kolun kanadın kırıldığı yolun başı bu… Ali esğar’ın susuzluktan inlediği yolun ilk adımları bunlar… Günler geçti, haftalar geçti, önce Mekke’de ikamet…

 

İnsanda “Ben” var ama o benin içinde de bir “Sen” daha var. Ben tanınmadan o “Sen” bilinemez. Ben’i bildikten sonra “Sen” idrak edilir. İşte ondan sonra sana tüm yollar açılır. Tüm dünyaya meydan okuyabilir insan. Yezit’lere dur diyebilir, yeter bu zulüm, yeter artık diye haykırabilir… Can Hüseyin gibi… Ciğer parçası gibi… Zeynep gibi… Zeynepler gibi… Fatıma’nın kızı olmak bunu gerektirirdi. Ali’nin evladı olmak bunu icap ettirirdi. Durduramaz seni o içindeki hakikat arzusu, duramazsın. Durmamalısın. Asırlar sonrasında bile milyonlarca canı yakacak olsan da durmamalısın ey can!

 

Mekke de durduramadı bal rengi gözlümü. Kapadı kapılarını mübarek şehir. Geçtiler önüne yıldız sahabeler, ama o yürüdü hızla, sevgilisiyle olan randevusunu kaçırmamak için, aceleyle. Bakakaldı Ebu Kubeys… Döktü gözyaşını Mekke toprakları… Yandı yürekler, sızladı gönüller, gözler kurudu ağlamaktan… Resul torunu çöllere düştü… Onlarca mübarek yolcu yollarda, çöllerde, kum fırtınaları arasında süzülerek varmakta kaderine. Önden gitti Müslim bin Akil. Bir gidişle gitti ama dönemedi sadık dost. Döndürmediler geri, buluştu sevgiliyle. Acı olayların başlangıcının habercisiydi bu belki de. Ama aldırmadı can Hüseyn, yürüdü korkmadan ve duraklamadan. Günler geçti ardı ardına, haftalar geçti. Yolda Rahmanın ayetleriyle büyüyerek yürüdüler. Her oturuşta azık alırcasına okudular ondan. Doyurdular yürekleri, doldurdular heybeleri, kana kana içmek için o rahim olan Allahın ayetlerinden…

Yol bitmek bilmedi derken uzaklardan meşhur şair Ferazdak geldi ve  “Ey Hüseyin, Kufe’lilerin kalpleri seninle fakat kılıçları değil” diyerek geri çevirmek istedi. O yine durmadı. Abdullah bin cafer2in mektubu geldi ve o yalvardı geri dön diye. Ama o olacak olan olur. “Allah’ın emrine kimse karşı gelemez” diyerek zulme dur demek için yürümeye devam etti. Ve yol bitti. Söz bitti. Zaman bitti. Her şey durdu. Sustu her şey. Sadece Kerbela var. Kerbela mahzun… Kerbela mahcup... Komutan “Hürr” mahcup... Çöl suskun. Güneş dürülmüş sanki. Nefesler tutulmuş, yürekler çarpmıyor. Fırat ve Dicle akmaz oldu. İnsanlık birazdan olacakları izliyor sadece sanki. İşte geldi zalimin askerleri. Çevirdiler etrafını resulün itret’inin ve ailesinin. Günler geçti böyle. Beklediler dualarla, salâtlarla.

 

Her şey bitti. Su bitti. Ekmek bitti. Can bitti. Bebeler inlemeye başladı. Ciğerler parçalanmaya başladı. Bir bardak su vermedi zalimler. Dayanamadı can Hüseyin. İki gündür su içemiyorlardı. Bir damla ne ki, çocuklar feryat ediyordu su diye.  Anaların sütü kurumuştu, su yoktu 'bir damla su verin' dedi.  'Yok' diyorlardı, isyan etti Hüseyin, komutanla konuştu. Bu kez; 'Allah'tan korkun' dedi; “şu Fırat ve Dicle’den şuanda Yahudiler Hıristiyanlar su içiyorlar,  siz Peygamber torunlarına bir damla su vermiyorsunuz?” Vermediler O mübarek toruna ve ailesine. Susuzluktan diller, damaklar kurudu. Bir damla su bile esirgendi onlardan. Ne için? Zulme dur dediği için, hakkını aradığı için, teslimiyet ve adanmışlığın zirvesi olduğu için.

 

Düştü canlar birer birer. Acımadılar o can parçalarına, kıydılar o resulün evlatlarına. Resulü gören o canları dinlemediler. Kana bulandı o bembeyaz elbiseler. Kana bulandı o topraklar. Karardı yüzler, kapandı gözler, katılaştı kalpler. Durmadılar nasipsiz insanlar, bebelere bile acımadan mızrakladılar. Anlamadılar, göremediler o bal rengi gözlü keskin bakışlı ciğerpareyi. Asırlarca yankılanacak bu çığlığa sebep oldular. Kıydılar o evladı resule. Kolun kanadın kırdılar, al kanlara boyadılar. Kerbela’da… Ah Kerbela, vah Kerbela…

 

Kerbela, Hüseyin ve yoldaşlarının katligâhı.

 

Orada kan ve gözyaşı var. Orada susuzluktan kavrulan ciğerler var. Orada Ali esğar’ın can yakan sesi var. Kerbela’da can Hüseyn’in mücadelesi var. Özgürlük ve adaletin kokusu ve rengi var. Her biri şiar olan yetmiş iki can var Kerbela’da. Hüseyin’e ihanet eden Küfelilerin utancı var orada. Susuzluktan damakları kurumuş bebeklerin iniltisi var.

 

Kerbela orda mı sadece ey Talip! Kerbela belki senin gönlündedir. Belki yezit senin içindedir. Bir bak kendine... Görebilirsen bir bak. Önce kendinde öldür o yezitleri. Kerbela olmasın senin gönlün, ölmesin içindeki Hüseyin, yaşasın Zeynep’in vakarı, cesareti hitabeti. Var olsun o canların aldığı nefes senin içinde. Yaksın aldıkça o her çekişinde ciğerlerini. Hüseyn’in ruhu yaşasın seninle birlikte. Her gün hesap sorsun yezitlere bu yürek. Ne zaman tatlı bir su içtiğinde belki hatırlarsın o zaman Kerbela’yı. O zaman belki anlarsın sen de nedir Kerbela. O zaman sen de anlarsın belki nedir Hüseyin gibi çöllere düşmek.

 

İşte o zaman anlarız belki neden her yer Kerbela, neden her gün aşure!

 

İşte o zaman idrak ederiz belki neden SUSUZ ŞEHADET!

 

 

 

Araştırmacı / İlahiyatçı / Yazar / İbrahim SAY

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu habere toplam 2 yorum yazılmıştır.

ibrahim say [ 12 Aralık 2012 09:40 ]

teşekkür ederim. cümlemizden razı olsun rabbim inş...

Meliksah Ergüven [ 05 Aralık 2012 09:22 ]

Hocam kaleminize yüreğinize bereket.. Allah razı olsun..

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

SON DAKİKA HABERLERİ


RSS Kaynağı | Yazar Girişi

© İMAM-HATİP LİSESİ MEZUNLARI KÜLTÜR DAYANIŞMA VE İNSANİ DEĞERLERİ YÜCELTME DERNEĞİ
 Telefon ve Fax:
                   

 e-mail :  iletisim@ihsanider.org.tr    /  www.ihsanider.org.tr@hotmail.com
Köşe Yazarı Yönetici Girişi     /   Köşe Yazarı Girişi

Adres:Ulu Cami Mah. Kızılay Cad. Taş Apt. No:163 K:1 D:1 Seyhan/ADANA
E-Postamız


Tasarım: ihsanider

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi