">

İHSANİDER

Ana Sayfa | ..... | Derneğimiz | İletişim Formu | İnsan Kaynakları | Kurucu Üyeler | Yönetim Kurulu | Tüzük | Anketler | Sitene Ekle | RSS

HABER ARA


Gelişmiş Arama

AĞA USTALARIMIZ ve ZARİF HAYKIRIŞLARI

"Bol bol okuyun ve okumayı terk etmeyin. Derdi olan insan okur, derdi olmayan da okuyarak dert sahibi olur. Asıl mesele bir derdimizin olmasıdır."

Kategori  Kategori : Güncel
Yorumlar  Yorum Sayısı : 1
Okunma  Okunma : 123760
Tarih  Tarih : 18 Temmuz 2014 00:02

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto

     İmrenilesi hayatlar çıkar bazen karşımıza, fark ettirmeden kendisini… Kocaman adımlar atarlar, arkalarından gelenlere iz olsun diye… Geri dönüp bakmazlar hiç, zaten izleyenleri vardır. Ansızın çıkagelen bir şafak vaktinde, düşerler uzunca bir yola ve kazınır iri harflerle bir ömür… Sessiz, içten ve derince… Bekler horantaları umutla, doğacak yeni bir günü. Ve daha parlak doğar güneş batmamak üzere… Ay ne kadar hasretlik çekse de, gün doğmuştur… Kısa bir ömür, işte o gün olur asra bedel…

     Tarihe damga vuran adamlar vardır. Hele bizim geleneğimizde bu apaçık görünmektedir. Her dönem yeşerir medeniyetimiz, kendi içinden dinamiklerle… İlla ki patlatacaktır domurlarını bir gün, ansızın çıkagelen bukağılarla… Bir peygamber sedasıyla, şehrin uzak ucundan gelirler koşarak… Kendinden emin ve vakurca…  İşte yine geldi birileri, uzak ucundan değil bu defa, şehrin tam ortasından… Tek de değil, uzun yol arkadaşlarıyla birlikte… Koşarak ama yormadan, yorulmadan… Usulce seslenerek, kırmadan, dökmeden, zarif bir edayla… İşte onlar, işte yedi güzel adam ve bir medeniyetin yeniden inşası için kan ter içinde gelen fikir işçileri ve kelime ustaları…

     Yedi güzel adam… Ama adam gibi adam… Öylesine değil… Adamlığın kitabını yazarak, hissederek, hazmederek bizzat kendileri olarak karşımıza çıkan güzel adamlar… Sezailer, Nuriler, Rasimler, Alaattinler, Cahitler, Erdemler ve Akif İnanlar… Varlıklarıyla, duruşlarıyla, endamlarıyla, kelimeleriyle, aşklarıyla ve dahi adamlıklarıyla karşımızdalar ve dimdik, yorulmadan onlarca yıldır halen önümüzden yürümekteler… Çocukluk zamanlarında belliydi aslında onların büyüklükleri… Büyüklenmeden büyük olmanın, büyük kalabilmenin maharetini gösteren nadir hayatlardandır onlarınki… Kalemleri keskin, fikirleri dingin ve derin… 

     Bakalım mı, kimdir bunlar?

     Medeniyet şehrinin kapısı… Diriliş erlerini yetiştiren ustaların ustası… Sezai Karakoç… Büyük adam… Gülan ayında doğan bir güneş gibi girdi hayatımıza. Sessiz ve garip bir şekilde... İmrenilesi bir hayatın ilk adımları başladı Ergani’den Maraş’a ve oradan da tüm dünyaya… Hayatlarıyla değil sadece, fikirleriyle, kalemiyle ve zihinlere kazıdıklarıyla ömürlere ömür katan bilge… Hızır’la kırk saat geçiren ve O’nun bir daha ayrılamadığı bilge şahsiyet… O Şuayb’ın görünmeyeni, “Hızır’la kırk saat” deyimiyle gökte sofra açan bir mimar… 

     Sıra arkadaşı Cemal Süreya O’nu şöyle tarif edecekti: “Çok yetenekli bir Mehmet Akif’in tinsel görüntüsüyle, Necip Fazıl’ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir Sezai Karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz.” 

     O, ulu hocaların öğretmediklerini öğreten öğreti ustası, bir haberci bir muştucudur… Bulgucu adam… İlkeleriyle birleşen, kendisi yapan, kendisinde yaşatan, kendisi kalabilen üç beş düşünür şairden biri… Şiirimizin ağa ustası… Sezai Karakoç…

     İşte bir güzel adam daha… Nuri Pakdil… Klas duruş sahibi… Kudüs gibi dimdik ayakta yıllardır… Asırlarca dimdik duracak bir çınarın ruh bulmuş hali… Sükût suretinde, otel odalarında harf müfrezeleriyle yazılan-yaşanılan imrenilesi başka bir hayat… “Hiç alışmadım gülmeye, hüzün vicdanıma daha uygun” diyen koca çınar… Kudüs’üyle, Buhara’sıyla, Semerkant’ıyla İstanbul’uyla, Şam’ıyla, Mekke’siyle her tarafı bir görüp, her yeri kıble makamında tek bir ümmetin sancısını çeken garip muştucu… Tüm izimlerin karşısında, tüm Amerikalara karşı her fırsatta Meksika sınırına koşan bir bilge… Kudüs’ün bekçisi… Güzel adamların ikinci abisi… 

     Her biri ayrı bir cevher, her biri ayrı bir kelime ustası… “Filozof” olarak çıkar karşımıza bir diğeri: Rasim Özdenören. Hayat ve ben ve kelimeler… Kendini tanımlayışı bile bir bilgelik taşıyor… Felsefe ve bilimle yoğrulmuş, ilim ve irfan ile muttasıl, ahlak ve erdem ile muttasıf bir nöbetçi…  Modern dönemin gül yetiştiren adamıdır o. Düşünsel anlamda nerde nasıl durulacağını en iyi şekilde bilen ve buna göre hareket eden bir strateji uzmanı… Her konuda Müslümanca düşünmeyi başarabilen dönemin sahabesi… “Bol bol okuyun ve okumayı terk etmeyin. Derdi olan insan okur, derdi olmayan da okuyarak dert sahibi olur. Asıl mesele bir derdimizin olmasıdır.” diyen dertli insan… Çok sesli bir ölümün provasını yazan ve yumurtayı hangi ucundan kırmayı bilen zarif bir kelime avcısı… O çok güzel bir adam…

     Zarif haykırış sahibi nadide bir çiçek sanki… Her nefesinde bir hayat, her hayatta bir ömür, hatta bin ömür saklı… Adı gibi hayatı da zerafet timsali… Yedi güzel adamın Aristo’su… Cahit Zarifoğlu… O anlatılamaz olanı ustaca kelimelerin ahengine bırakan muştucu… Kendine özgü bir şiir ve sanat dili ile soyutları somutlaştıran öncü… “Bir kalbiniz vardır, onu hatırlayınız.” diyen bir bilge şair… Yaşadığı ve gördüğü tüm acıları başını öne eğerek içine akıtan geniş yürekli bir cengâver… Yazmasaydı belki de ölürdüm demişti, ama… Olmadı be Cahit, hani yazmıştın, hani ölmeyecektin… Ama merak etme attığınız tohumlar bugün daha da gür bir şekilde yeşermeye devam ediyor… Ve sen güneşe yol yapan çocuk, gözün arkada kalmasın… Adımların yalnız değil…

     Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair konuşabilen kaç tane adam tanırız ki… Ben bunların en önde gelenini söyleyeyim sizlere: Adil Erdem Beyazıt. Yüreği Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak… Kar altında hüzün denemeleri yapan bir çocuk misali saf ve temiz… Vicdan aynasında kendine bir ömür bakabilen gönül eri… Tok, kavgacı, destana yatkın bir üslûpta kaleme aldığı şiirleri, ayrıca ince duyarlılıklar şeklinde işleyen nakış ustası… Ölümün iftar sofrasında oruçlu doğan bir büyük insan… Sükûtunda aslında içinde çağların yer aldığı, katı yalnızlık sahibi, ama bir o kadar da naif fıtrata yüklenmiş imrenilesi bir ömür… Nuri Pakdil’e ithafen yazdığı  “Sizin bahçenizde büyüyecek, aşkın ve inancın güneş yüzlü çocuğu” dizeleriyle de vefa sahibi bir kıymet… 

     "Öldüğünde yaşı 63'tü, ama gerek o, gerek daha erken bu dünyayı terk etmiş olan Cahit (Zarifoğlu), daha sonra Akif (İnan), Erdem (Bayazıt), benim için Yunus Emre'nin deyişiyle birer göğ ekin mesabesindeydi. Hepsinin imanı, yeteneği ve dehası önünde saygıyla eğiliyor, onlara Allah'tan rahmet diliyorum." Rasim Özdenören, ikizi olan Alaeddin Özdenören’i böyle ifade ediyordu. Ağaçlardan ağıtlar döktüren ve yalnızlığı direk kalbine akan gönül insanı… Kullandığı her kelimede batı ile bir hesaplaşma ve kendi medeniyetimizin vefakâr duruşunu hissettiren incelik ustası… 

     Her eylemin yeniden dirilttiği, göl kenarında nehirler, denizler, okyanuslar düşleyen umut mimarı… Mehmet Akif İnan… Kalp atışlarında ve gözlerinde her an bir güvercin kanat çırpar durur. "Kim Demiş Her Şeyin Bitişi Ölüm, Destanlar Yayılır Mezarımızdan" diyen cesur adam… Ardından milyonların yürüdüğü geniş yollar açan ve adımları bir o kadar da derince izler bırakan öncü kişilik… 

     İşte adamlar… Adam gibi yedi tane güzel adam… İşte onlar… Karşımızda… 

     Acıyı güzele, kötüyü iyiye çevirecek ölümsüz ve de en büyük silah olan sanatı en kıvrak şekilde kullanan fikir işçileri… Fildişi kulelerinde nöbeti asla bırakmayan ve bayrağı elden ele koşturan maraton koşucuları… Yorulduktan sonra da koşmaya devam eden safkan Arap atlarının ağa babaları onlar… Şiir ve edebiyat dünyamız başta olmak üzere, felsefe, sanat, sinema gibi daha birçok alanda zirvelerde yer tutmuş beyinleri yetiştiren mahalle mektebi mimarları… Kim mi onlar? İşte onlar yakın tarihimizin değil belki de asırlarca sürecek olan medeniyetimizin temel taşlarını koyan medeniyet inşa eden mimarlardır. 

     Çağın gözüyle İslam’a bakmaz onlar, bilakis İslam’ın gözüyle çağa bakarlar ve öyle yaşarlar… Kızlara değil buzlara yazan, buzdağının görünmeyenini keşfe çıkan keşşaf ordusu… Doğan ayın, eriyen karın, akan suyun ve usul usul tükenen zamanın Bilincinde olanlardır onlar… İki kalbi olan, kutsal inancı olan ve diğer şehirlere, diğer zihinlere, diğer fikirlere üs olan medeniyet şehrinin efendileridir onlar… Bütün gizliyi susarak anlatan, duygularını konuşarak Saklayan mahcup ve bir o kadar da gönül adamları… Yaşlarından daha yorgun, aha telaşlı ve birikmiş kavgalar içinde çabalayan… Ama her zaman cesur, her zaman klas duruş sahibi, her zaman vakur, her zaman adam gibi adam, her zaman, her zaman, her zaman… En güzeli de her zaman Vefalı olmuş bu güzel insanlar… Anlatmakla bitmez bu adamlar… o zaman son söz Cahit Zarifoğlu’ndan… Üstad Sezai Karakoç için yazdığı “Arzuhal” şiiri, bizim de vefa bildirimiz olsun…

Ne altın yıllar verdiğin hep
Bir iki bronz kişi konabilseydi önüne 
Ve ne altın yıllar daha çiledin 
Artık yalnız değil adımların 
Şimdi daha iri doğuyor sabahları 
Horantası bir hayli arttı güneşin
 
Kişinin güzelliği ağa ustalarına göredir 
 
senin köylün olayım 
o uzak iklimleri erişilmez beldeye 
bakabilemezdik senin götürmen olmasa 
 
şu küçücük kalpte 
(yaman halimiz helal ettiremezsek) 
nice hakkın yüklü.

İbrahim SAY \ Araştırmacı \ İlahiyatçı \ Yazar

17.07.2014

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır.

coşkun emrah [ 04 Ağustos 2014 21:24 ]

yedi güzel adam büyüktür servet-i fünundan, gariplerden,miili edebiyattan,toplumcu gerçekçilikten batı ve doğu edebiyatından vesselam...

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

SON DAKİKA HABERLERİ


RSS Kaynağı | Yazar Girişi

© İMAM-HATİP LİSESİ MEZUNLARI KÜLTÜR DAYANIŞMA VE İNSANİ DEĞERLERİ YÜCELTME DERNEĞİ
 Telefon ve Fax:
                   

 e-mail :  iletisim@ihsanider.org.tr    /  www.ihsanider.org.tr@hotmail.com
Köşe Yazarı Yönetici Girişi     /   Köşe Yazarı Girişi

Adres:Ulu Cami Mah. Kızılay Cad. Taş Apt. No:163 K:1 D:1 Seyhan/ADANA
E-Postamız


Tasarım: ihsanider

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi